Bizden piyano çıkar mı? Kanuni Sultan Süleyman’a Avrupa’dan hediye olarak gönderilen enstrümanların Şeyh-ül İslam’ın ‘’Caiz Değildir!’’ fetvası üzerine geri gönderildiğini duymuştum. Hala bugün memlekette müzik ve sanat eserlerine aynı gözle bakan ciddi bir kitle varken tekrar soruyorum ‘’bizden piyano çıkar mı?’’
piyano
Hikaye Kastamonu Taşköprü’de başlıyor. Taşköprülü Mehmet Usta isminde bir marangoz ustası o zamanlar yol yapımı için gelen İtalyan Mühendis Carlo için birkaç dolap falan yapıyor ve evine götürüyor. Orada hayatının ilk piyanosuyla karşılaşıyor. Büyük bir ilgiyle incelemeye başlıyor. Türklerin piyano yapamayacağından emin olan Carlo, Mehmet Usta’nın piyanonun ölçülerini almak istemesine karşı çıkmıyor. Mehmet Usta ölçüleri alıp sormak istediklerini sorup çıkıyor. Çoğunluğu ladin ağacından olan, düz telli ve tahta şasili, iki pedallı ve tamamı el yapımı olan, dünya standartlarındaki ilk Türk piyanosunu yapıyor 1904 Yılında. Evet bu Cumhuriyet’in ilk piyanosu değil. Onun hikayesi daha garip ama önce Mehmet Usta’nın hikayesini bitirelim. İlk piyanomuz o kadar güzel oluyor ki, Kastamonu Valisi piyanoyu satın alıp Abdülhamit’e hediye ediyor. 
Piyanoya hayran kalan Abdülhamit hemen Taşköprülü Mehmet Usta’yı ailesiyle birlikte İstanbul’a davet ediyor. Sarayda bir atölye kuruluyor ve Taşköprülü Luthier Mehmet Usta sarayın konsol piyano imalatçısı oluyor. Hatta Abdülhamit’in bir piyanoyu Alman İmparatoru’na hediye ettiği ve İmparator’un Mehmet Usta’ya hediyeler, nişanlar gönderdiği biliniyor. Abdülhamit tahttan indirilince Mehmet Usta saraydan çıkarılıyor ve Kastamonu’ya geri dönüyor. İhsan Efendi isminde birini yetiştiriyor ama hakkında hiçbir bilgi yok. Taşköprü Postası’nın haberine göre Mehmet Ustanın mezarından tutunda İhsan Efendiye kadar kaç piyano yapıldı, nasıl yapıldı, kimler aldı, kimler sattı, bilgi yok. Günümüze kadar ulaşan yalnızca 4 piyano var. İkisi Dolmabahçe Sarayında, biri Kastamonu Vali Konağında, diğeri ise Kent Müzesinde.
tarihi akşağ piyano
Gelelim Cuhmhuriyet’in ilk piyanosuna! Atatürk, Ankara Devlet Konservatuarı’na İsmet İnönü ile yaptığı sık ziyaretlerden birinde enstrümanlar gözüne ilişir. Bu enstrümanların nereden ve nasıl temin edildiğini sorar. ‘’Dış ülkelerden döviz karşılığı’’ der İsmet İnönü. Yıl 1936’dır. Atatürk enstrümanların ülkemizde yapılmasını istediğini söyler ve çalışmaların başlamasını ister. Kaynaklarda rahatsızlığı ve ölümü dolayısıyla çalışmaların geciktiği söyleniyor ve 1942 yılına kadar pek bir adım atılmaz. Ta ki 1942 yılında İsmet İnönü, Atatürk’ün bu isteğini ve emrini vasiyeti olarak addeder ve Teknik Okullar Müsteşarı Rüştü Uzel’e emir verir. Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu bünyesinde 2. Erkek Sanat Enstitüsüne bağlı Müzik Aletleri Bölümü açılır. Enstitülü öğrencilerden başarılı olan 8 kişi seçilir ve bu 8 kişinin içinde İbrahim Sakarya da vardır. Aynı zamanda kendisi hikayenin detaylarını bize bir röportaj aracılığıyla ulaştıran kişidir. 8 Öğrencimiz yetiştirilir ve İbrahim Sakarya ile Bahri Yakut bölümün öğretmeni olarak tayin edilir. 1947 yılında Cumhuriyet’in İlk Piyanosunun yapımına başlanır. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ziyaretlerini sürdürür ve ilk piyanonun 1948 yılında okulda açılacak olan sergiye yetiştirilmesini ister. Modern mekanizmalı, demir şasili, Avrupa düzeyinde bir piyano bitirilir ve ismi 2. Sanat Enstitüsü koyulur. Sergi günü geldiğinde gururla piyano sergiye konur. En çok ilgiyi Cumhuriyet’in İlk Piyanosu ‘’2. Sanat Enstitüsü’’ görür. Yabancı misafirler piyanonun maket olduğunu sanar hatta ‘’ses çıkarıyor mu?’’ diye soranlar olar. İbrahim Sakarya piyanonun gerçek olduğunu ve çalabileceklerini söyler ama inanmazlar. ‘’Bunu yapabilecek sanatçı var mı Türkiye’de?’’ derler. İbrahim Sakarya ‘’Biz yaptık!’’ der ve çalmaya başlar…
siyah ankara piyanosu
2. Sanat Enstitüsü isminde toplamda 10 tane piyano üretildiği söyleniyor ancak bu piyanolar zaman içinde konservatuarların depolarında bodrumlarında çürüyüp gitmiş. En son üzerinde sigara söndürenler olduğu görülmüş. Demokrat Parti döneminde piyano yapımının maliyetli olması öne sürülerek imalat durdurulmuş. 1960’ta bakmışlar ki piyanolardan 1 tane kalmış. Mecliste çıkan kavga sonucu piyano imalatında bulunan herkes sorgudan geçirilmiş ve imalata tekrar başlanmış. Dönemin bakanlarından biri konservatuarda konuşma yaparken birileri slogan atınca imalat yeniden durdurulmuş ama gizlice yapmaya devam edip adını ‘’Devlet Konservatuarı’’ koymuşlar. 1973 yılında 1 tane daha yapılmış ve onun adını da ‘’Ankara’’ koymuşlar. Sonuç olarak piyanoların ne adedi, ne nerede olduğu, ne de kimler tarafından hangi şartlar altında yapıldığı çokta belli değil.
Bonus: 1987 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Piyano Yapım ve Onarım Bölümünden Abdullah Arsever ve İsmail Büker 2 piyano daha yapmışlar. Bu piyanolardan biri mekanizması ve konsolu çıkarılmış şekilde bir kenarda duruyormuş ve diğeri hakkında yine bilgi yok…
Şimdi Oku  Ney Nedir?

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir